Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

daha

istedim ki bileyim daha kaç kıtaya ayrılacak ömrüm akşamüstleri kandığım şu dünyaya bileyim kaç sabahı daha yırtacağım burnumun diki umrumun tavıyla her sabah yeniden garipsiyorum sesimi saçlarım sanki yeniden ve tuhaf geç kalmış gibi uyanıyorum her sabah uykularımı yıkıyorum anlamadığım sularla hezeyanlarımı topluyorum duvarlardan alıştım sorun değil ama bileyim daha ne kadar rüya saklayacağım artık sanmadığım ortayaşımdaki kızıma bilirsin sakalım bile inanmaz bana sen daha neyime güveniyorsun da bekliyorsun ki rabbim benden olan ellerim bile sevmez beni omurundanım, ellerimden çok mu cömertsin bütün münkünlerimin göğsüne bir usain bolt çizmişsin ne zaman meyledecek olsam depar! sanki bilmezmişsin gibi döktüğün bu yüzü de koş diyorsun bana koş vardığındır senin vardığın sensin anlıyorum belki ama yoruldum ve kabullendim sen de itiraf et artık rabbim: bu alnımda benim yetişememek var ben daha nasıl takılayım peşine kendimin

436

Nedense bir anda aklıma gelen ve yazmadığım için daha sonra hatırlayamadığım dizelerin, yazdıklarımdan çok daha iyi olduklarını düşündüm her zaman. Ve bu pişmanlık benzeri ruh hali canımı çok sıktı. Ne olduklarını bile hatırlamıyorum, ne anlattıklarını bile bilmiyorum ama iyi olduklarından emin olabiliyorum ve yaslarını tutabiliyorum. Üstelik bu davranışın iyi veya kötü olduğuna dair hiçbir karara da varamıyorum. Bir ara baktım böyle olmuyor, ışığı söndürmüş ve geceyi kapatmışken bile yatakta aklıma aniden geliveren dizeleri hiç üşenmeden yataktan fırlayıp deli gibi yazmaya koyuldum artık. Ama birkaç dize sonra devamı gelmiyordu onların da. Tıkanıyordum ve bezginlikle yatağıma dönüyordum. Çok rezil bir duyguydu. Artık gelenleri umursamayıp uyumaya çalışıyordum. Belki de hiç olmamaları gerekiyordu ve ben bunu anlayamıyordum. -Bir şeyler değişmiş sanırım. -Hiçbir şey eskisi gibi değil. -... Ne zaman bir giden olsa, o en iyisi oluyor hep. Onu iyi yapan gitmiş olması sanırım. Ben...

hırkaralamalar 0843

sesimin yetmediği bir dünyaya şiir okuma ahmaklığındayım.

hırkaralamalar 0842

herkes kırgın biraz selamlaşmaktan korkuyoruz

hırkaralamalar 0841

hep böyle uzun kırmızı hep böyle çoktan seçmeli bakıyorsun ya sen; güne nereden başlayacağımı şaşırıyorum

hırkaralamalar 0840

beni, kapı eşiklerine oturan yaşlı kadınların gözlerindeki hüznün yanına yazın.

hırkaralamalar 0839

yalnızlığa ortalama bir nar bile böyle ne kadar da çok...

hırkaralamalar 0838

haydi sıran geldi deyip dünyaya attılar beni cennette yarım kaldı şarabım

hırkaralamalar 0837

yardımlarınızı fotoğraflamadığınız gün sizi sevebilirim. yani belki.

hırkaralamalar 0836

keşke daha erken doğsaymışım nilgün'ü bulur, onu kendime aşık ederdim yapardım bunu yerkürenin bütün arka bahçelerini dolaşıp kuş koyardım geçeceği yollara

hırkaralamalar 0835

umarım cennette büyüklerin erişemeyeceği bir yere konuyordur çocuklar.

hırkaralamalar 0834

kıvırcık saçlı kadınlar cennete gitsin.

hırkaralamalar 0833

bu böyledir: yazar ve şair olmak hakkındaki her şeyi yazar ve şair olmayanlar bilir.

hırkaralamalar 0832

bu yaşımda bile çok seviyorum bebe bisküvisini devlet beni kahretsin

hırkaralamalar 0831

denizin büyük ve küçük olmasının bir önemi yok boğulacaksan sevdiğin bir denizde boğul

hırkaralamalar 0830

Dün, Fuzûli boylarında yaşlı bir adam, evli olup olmadığımı sordu. "Değilim dayı." dedim. "Peki." dedi ve ekledi: "Çölde kimsen var mı?" Anlamadım tabii. "Çöl..." dedim kendi kendime. "Kimsem..." "Var mı?" Bildiğim kadarıyla yoktu. Hatta coğrafya bilgilerime göre yakınlarda çöl bile yoktu. Anlamaya çalışırken birden Leyla dank etti kafama. Tabi ya, dedim, Leyla... Leyla çöldeydi. Herkesin Leyla'sı kendi çölündeydi. Leyla olan çöldeydi. Teşbih, istifham, telmih ve daha belki farkına varamadığım birçok söz sanatını kısacık bir cümlede ve üstelik çok büyük bir ustalıkla kullanmıştı adam. Böylesine bir edebîlik ve ince zekâ... Günlük konuşmada şiirle bu kadar hemhâl olan eskiler ve alabildiğine sığ olan yeni nesil, bizler... Bütün bunları düşünüp aval aval bakarken, adam ne düşündüğümü biliyor olmanın verdiği vakurlukla güldü. "Kendim çöl olmuşum zaten dayı, neme lâzım Leyla..." dedim, şiir davetine icâzet...

hırkaralamalar 0829

en iyi tiradımı unuttum görünürde suflör yok üstelik susuyorum olmuyor bir şeyler uydursam olmayacak

hırkaralamalar 0828

kapıyı unutmadığın sürece içeride sayılmazsın.

hırkaralamalar 0827

samimiyetin muhabbeti tek ve bâkidir. zaman sadece konuları değiştirir.

hırkaralamalar 0826

günde üç öğün yemek yeme alışkanlığı, insanlığın en büyük ahlâkî sapkınlıklarından biridir.

hırkaralamalar 0825

bir çiçeği diğerlerinden daha çok sevmedim hiç ama sesin için papatyalar biriktireceğim

hırkaralamalar 0824

birgün seninle mandalina yiyip meydan larousse okuruz belki.

hırkaralamalar 0823

atlar ki dünyanın süsüdür.

hırkaralamalar 0822

yirmi dört yıldır aynı sabaha uyanıyorum

hırkaralamalar 0821

babası serap'ı sevmiyorsa bu şairlerin suçu

hırkaralamalar 0820

Bu ülkede zamana ve bütün sosyo-kültürel değişim-dönüşümlere rağmen, varlığını ve hatta cazipliğini koruyabilen ender şeylerden üçü; makarna, yumurta ve tavuk dönerdir. (Tavuk döner sizin için eskimiş bir gündem maddesi olsa da, biz proleterler için daima gündemde ve soğanlıdır.) Şöyle ki efenim; bir zamanlar fabrikada çalışırken kahvaltıda hergün yumurta, öğle yemeğinde ise hergün olmasa bile iki günde bir muhakkak makarna yeme şerefine nail olurduk. İşten çıktıktan sonra ise genellikle eve gitmeyip kirvemle dışarıda gezeceksek bir yerde tavuk döner yer, onun bekar evine gidip kızlardan bahsedip sigara içeceksek de alır götürür orada yerdik. Bir süre böyleydi. Sonra inşaatta çalışırken sabah kahvaltıda yumurta, öğle yemeğinde ise tabii ki tavuk döner tükettik. Birkaç yıl böyleydi. Sonra sonra hayatımda birtakım değişiklikler yapmak üzere aldığım radikal bir karar neticesinde üniversitede öğrenci olarak buldum kendimi. İyi güzel de ulan, bi baktım ki adım dışında hemen her şey de...

hırkaralamalar 0819

ölün o metropollerde. güneşli bir güz günü urfa - diyarbakır otobanında rengarenk fistanlarıyla halay çeken kürt kadınları görmediniz.

hırkaralamalar 0818

teninde her akşam saat dokuz olacaktır ben olmasam bile

hırkaralamalar 0817

varlığımız dünyaya faullü hareket osman.

hırkaralamalar 0816

bazen yola çıkasın gelir, niye bilmem çıkmazsın o ayrı mesele hiç olmamış bir trenin soğuk bir vagonunda kulağında ağıt kokan bir ezgiyle uzun bir ovaya bakarken bulursun kendini okul çantanı avluda fırlatıp top oynamaya koşarken ya da nitekim aynı ağrı hiçbir yere gittiğimiz yok genelde kalmaktan yanayız zaman geçiyor özlüyoruz en sıradan ve alakasız olay yer ve kahramanları bile zaman geçtikçe daha çok özlüyoruz

hırkaralamalar 0815

bir yerlerden hava alıyor hayatımız fakat bulamıyoruz nereden bir bulabilsek sönecek efkârımız körüklenmeyecek belki böyle her sabah yeniden

hırkaralamalar 0814

beni övmeyen insanları sevmek zorunda değilim.

hırkaralamalar 0813

yusuf ve kuyu tali olandı asıl mesele yakup

hırkaralamalar 0812

ellerin bir masada nasıl durur merak ediyorum

hırkaralamalar 0811

herkes hırka giymez ki osman, herkesin çocukluğu üşümez ceketinin iç cebinde