Kayıtlar

Haziran, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sabrı Noksan Bir Serçeye Ağıt

hiç fırsat vermedin ki sana neler anlatacaktım serçelerin yazları neden ağladığını ve neden ağlayamadığımı anlatacaktım dinlemedin başımın ağrısı seyrelse yüzüne bakacaktım çok çok manidar bakacaktım beklemedin çocukluğumun yanıtsız kalan bütün sorularını andırıyordu gözlerin şimdi sayamam belki ama bir bir soracaktım sana hepsini sabretmedin tek tük ağaran saçlarımı seçtirecektim parmaklarına kokun hangi sese benzer sesin kaç renge bürünür gün içinde ve neler düşünürsün uyumadan önce neleri hatırlar ve özlersin en çok kime neye kızarsın niye bilecektim yüzünün coğrafyasını ilmedip saçlarına isimler verecek, hepsini tek tek ezberleyecektim izin vermedin hevesini yedeğine almış bir bekleyişim şimdi, yerini yadırgayan bir pencereyim bahçesinde olmadığın bir evin. ardıma güneş getirecek olsalar bile benim artık kimseye açılacak halim mi var...

Zerya

Resim
Sen işte en çok o zaman güzeldin Zerya Hiç kimsenin bizi görmediği Hiç kimsenin sesini duymadığımız zamanlar Bir köşeye çekilmiş ağlarken de güzeldin Hep güzeldin benimleyken Zerya seviyorum seni inan Ama bilmiyorsun Ben ne kadar sevsem de seni Bunlar bizi sevmiyorlar Bize düşman bunlar Korkuyorum, artık gördüler bizi Bizi her yerde vuracaklar Her yerde vuracaklar bizi Önce izleyecek alkış tutacaklar Sonra biliyorum ben onları Zerya kanma sen Bizi bizden çok kıracaklar Bizi her yerde kıracaklar Bizi aşağılayacak Seni üzecekler Ayıracaklar bizi diyorum anlıyor musun Bizi diyorum Zerya! Sen - ben yapacaklar. Gidelim ne olur... Okyanus olalım mesela Sen hep güzel kal.

Kendinde Bir Yer Ayır Bana

şu sıralar sadece uyurken değil yaşarken de seviyorum karanlığı garip susmalar biriktiriyorum günlerime yorgan yorgan oda oda. yazdıklarımınsa bir anlamı yok, biliyorum neye yarar ki sana yaz(a)madıktan sonra. kendinde bir yer ayırmalısın artık karanlığında bir adres vermelisin bana ki yazabileyim, yazmazsam olmayacak çünki. sen de bilmezsen kimse anlamayacak bu derdimi. sormayacaksın biliyorum ama gündüzleri evden çıkamıyorum mesela bir tek sabah oluyor, akşam oluyor sabah oluyor, akşam oluyor erken uyandığım zamanlar öğle ve ikindi de oluyor gün boyu vakit dövüyorum halı ilmeklerinde her defasında ilkmiş gibi okuyorum duvardaki sararmış gazete küpürlerini odalararası seyahatlere çıkıyorum bazen. tıkandığım sesler oluyor kimi zaman unuttuğum yerlerim çoğalıyor kafamı da bir yerlerde unutmak istiyorum, ama olmuyor. gereksiz farkındalıklarda buluyorum kendimi. geceleri desen, korkuyorum sokak lambaları altında çoğalan gölgelerimden neredesiniz eeeey bütün...

Kırışık Şiir

Resim
kısık sesli şarkılar serpiştirdim kırışığına günlerimin oradan oraya dönmedi boyuna durdu sesim ve enine boyuna kaygılı huyuna suyuna kaygılıydım her şeyin olmadı olacaksa olur dediğim hiçbir şey olmasını istediğim hiçbir şey olmadı olmamasını istediğim hiçbir şey de olmadı hiçbir şey olmadı kısacası -tekrarlayıp durdum sadece tekrarlayıp durdum çünkü unutmak istemedim yine de bazı isimleri birtakım düşleri kimi yüzleri birkaç gideni çoğunlukla da gelmeyenleri ben zaten bir unutmak istememeyi sevdim bir de hiç gelmeyenleri en çok da gelmeyenleri -şimdi günlerimin kırışığında izdir her biri

Yalnızlık

Gece yarıları mutfakta bir paket sigara ziftlenmektir yalnızlık. Karıncalar gibi evlerinden çıkmaya başlarken insanlar Dolarken sokaklar ayak ve motor sesleriyle Hâlâ balkonda olduğunu fark edip Elinde tuttuğun soğumuş çay bardağını usulca bir kenara bırakmaktır yalnızlık. Yıllarca oturduğu evin tavanındaki çatlakları ilk defa görmesidir insanın. Unuttuğu türküleri bir bir hatırlamak Hatıra defterlerini karıştırmak Bütün fotoğraflara teker teker bakmak Kendi yaşını hesaplamaktır yalnızlık. Kendi dişlerinin gıcırtısından kulaklarının patlamasıdır insanın. Kendi rüyasının delaletini kendisine anlatan bir adamın oynadığı oyun Gelenlerini gidenleriyle kıyaslamaya zorlayan bir densizliktir yalnızlık. Kalabalıkları abartılı bulmak, kızmak onlara İçten içe imrenirken de kendini kandırmak... Çocukları kıskanmaktır yalnızlık yaşlılara acımak... En dar zamanlara en geniş düşleri sığdırabilmektir yalnızlık. Gökyüzünün aslında o kadar da uzak olmadığının farkına varmak Cadde...

Şiir

Kim bilebilir ki uyurken dişlerimi kırasıya sıktığımı Ben bile emin olamamışken daha Ama sen bil istedim gördüğüm rüyaları bile Kimse fark etmese de umurumda değil Ama sen anla istedim, yağmurları fırsat bilip ağladığımı...

Çün Ben Eskiden

Telaşlı sular kaçıyor avuçlarımdan ben eskidikçe Kursağımda boğuluyor sevinçlerim Ve dudaklarımı değdirdiğim bütün kadınlar ölüyor Çocuklar ölüyor Kötü adamlar yaşarken Güvercinler ölmez sanırdım oysaki Onlar da ölüyormuş gördüm gagalarında barışı taşırken Merakımın bir parçasını verdim her birine Göçer kırlangıçların Çün ben büsbütündüm küçükken! Bir keresinde mutlu olmuştum Gelip anneme anlattım o da mutlu oldu Sonra geçti unuttuk Hayat boktan olduğu için annemi üzmeyi severdi Ağlardı annem O da geçiyor sanırdım Ama geçmezdi Ben de çok üzüldümse de hiç anlatmadım ona ve kimseye Şu rüzgâra verdiğim kuru yapraklar da bu yüzden Çün ben yemyeşildim çocukken!

Keşke Gelmeseydin

Hani demiştin ya, gelmeyecektin Geldin işte bir haziran akşamında Bak kırlangıçlar da gelmiş Ama gidecekler bir sarı sabahta Çünkü mevsimlik olur kırlangıçların Aşkları da yuvaları da... Geldin işte bir haziran akşamında Yağmurlar hâlâ direniyordu ıslatmaya Hırçınlığından dem vururken rüzgâr Araladın kapımı bir tufan edasında Daha toparlayamamışken yıkıntılarını Son gidişinin Geldin işte yeni yıkımlara Daha gittiğin baharın Solduramamışken yeşillerini avuçlarımda Geldin işte zamansız hasatlara Oysa gelmeyecektin, bakmayacaktın ardına Unutacaktın beni Öyle demiştin Son gittiğin baharın sabahı Avuçlarımda yeşillerle bırakırken ardında Uzaklaştın, uzadın sokaklara Bilmiyordun, aslında her gidişin yol alışındı bana Daha bir bende oluyordun Kaçırırken kendini uzaklara... İnan istemedim gelmeni, beklemedim Sana adadığım yeşilleri Kurutacaktım yeni yazlara Bıraktığın yerde dilimde şiirlerle Büyütecektim seni Çoğalacak kalabalıkla...

De'lice

                                      "ez qurbana birîna te bim." değil mi ki de'lice öldürülüyor mazlumlar değil mi ki kandır akan yine değil mi ki durmuyor gaddar kadar gaddar zalim kadar zalim olan dinmiyor öfkesi, dinmiyor kan niye? lice'de kalbinin ortasında dünyanın gözünün önünde değil gözünün içinde allah'ın, bin yıllık bir dövülmüşlüğün pıhtılaşmaya fırsat bulamamış kanıdır bu. kandır akıyor. kan'dır kanı'dır kanı'nın kan'ıdır. ve fakat, tanınmamış, akmaktadır. şimdi dem midir bu, delice öldürüyor insan insanı. lice'de öldürüyor insan insanı. ve tanrı çekilmiş midir dersin hem doğuruyor hem öldürüyorsa insan, insanı.

Cüzzam

anlamına kızgın her şeye kırgınım yıllardır, usanmış eğri büğrü alnımla. bu mu diyorum, değil diyorlar her defasında. olmayacak olan her şeyin bilincinde ve olabilmenin çok düşük ihtimali dahilinde koşuyorum bir çerçeveden ötekine. olur mu diyorum, olmayabilir diyorlar. herkese kızdığımdan beri en çok kendime küsüm en çok kendime öteki. koşmaktan çok poz veren atlar da tanıyorum susmaktan çok konuşan insanlar da. ne zaman olsun diye fısıldasam, olmaz diye bağırıyorlar. en fazla on sekiz parça olur bir cüzzam deyip, susuyorum her defasında.

Osman Bir Yoktur

insan insanın turşusudur osman kurdu veya yurdu değil bizzat turşusudur alıp kendine kendinde sakladığı tadına bak(a)madığı hiçbir zaman hani bir taş atarsın da havada durur durur öylece, bir kuş kanat vurur vurur öylece, rüzgâr en acı sesinde kurur kurur toprağın en acı yavrusu sudur sudur, su durur gençliğim kudurur gençliğim ömrümde en onulmaz urdur gençliğim ömrümde havadaki bir taş gibi durur osman bir taş gibi osman, bir taş havada nasıl durur?