Kayıtlar

Mart, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Oysa Eşyalar Anlaşılmak İçindir

Artık kimsemin kalmadığına ikna olduğum o gece vakti ilk defa fark ettiğim bütün şeyler için… – Ayak titreşimleri hissedildiğine göre yaklaşmakta bizimki. Bakayım, evet nemleşmeye başlamış sırtım, vaktidir. Yani, dünya yıkılmadıysa şayet, ki tahminlerime göre daha yıkılmadı, o’dur. Bizim Murtaza Bey… – Murtaza Bey mi? O da ne? – Yürüyen, yahu, hiç görmedin mi sanki… Kendin buraya gelmiş gibi konuşuyorsun. Seni buraya getiren işte. Haa, “Murtaza Bey ne demek?” dersen, orasını ben de anlamıyorum. Murtaza Bey derler, ne demekse artık… Ne kadar sırt nemlenme an’ı geçirdiğimi bilmediğim zamandır buradayım da yine de anlamadım bu yürüyenlerin birbirlerine anlatmalarındaki anlamları. Yürüyenleri de birbirlerinden ayırt edebilmelisin ayrıca. Bir keresinde bu yerin içinde başka şekil bir yürüyen vardı. Hacmi daha değişikti bu her gün evin içinde gördüklerimizden. Titreşimleri de farklıydı. Diğerleri gibi çok titreşim çıkarmazdı. Ve onlar dört ayak üzerinde yürürler, en önemli ayırt edic...

Ben İyi Bir Adam Olmak İstememiştim

Oysa ben iyi bir adam olarak anılmak istememiştim. Hep sabreden, sağdululuğu takdir edilen, bütün sevişmelerde yenilmiş taraf olan, seçilmiş mağlubiyetlerle anılan, yalnızlığın üzerine yakıştığı iddia edilen bir adam olmak istememiştim. Bunların hepsini siz istediğiniz. Bütün bunları siz uygun ve layık gördünüz, bütün bu sıfatları siz biçip giydirdiniz bana. Ben de razı geldim, hiç itiraz etmedim. "Bakın, yanılıyorsunuz, ben kıldığınız bu adam değilim." diyemedim. Tek istediğim; beni ben size kendimi anlatmadan görmenizdi. Tek istediğim; herhangi bir şeyi yalvarıp yakarmadan, farklı bir adam gibi görünmeye çalışmadan elde edebilmek, camları kırmadan içeriye girebilmek, yani buyur edilmek, haklılığımı bağırmadan dile getirebilmek, uğradığım haksızlıkları haksızlık etmeden anlatabilmek, olduğum adam olarak değer görebilmek, gerektiğinde yıkıp dökmeden gitmek, ardımda ahlar bırakmadan gidebilmekti. Ama olmadı. benden geriye mağlup ve ancak vicdan muhasebeleriyle hatırlan...

Geçmiyor

geçmedi işte. biliyorum geçmeyecek. düzeleceği yok hiçbir şeyin. hiçbir şeyin daha iyi olacağı yok. unutacağım falan yok. oysa geçer demiştin, düzelir demiştin, iyi olur demiştin. en önemlisi de unutursun demiştin. senden önümü göremiyorum dedim de gün gelir öyle bir dağılırım ki adımı bile unutursun demiştin. demiş ve çekip gitmiştin. gitmiştin. yanıldığını kabullenmek o kadar mı zordu allah aşkına? söyler misin, o kadar mı zordu; gözlerinin önünde sana taşıp taşıp azaldığımı, kendimi sana azalttığımı görmek? o kadar mı zordu... bak işte arkanı dönüp gittiğin o yerdeyim ben hâlâ. bazen o ilk baktığın yerde, bazen sana uzaktan uzaktan baktığım o yerlerde, kimi zaman tesadüfi karşılaştığımız o kalabalıkların ortasındayım. beni, her defasında göğsümde yükselen dağları susturmak zorunda bırakan o kalabalıklar ortasında... oradayım, şuradayım, bilmem daha nerelerdeyim de, bir tek yanında ve burada değilim. her yerde olabiliyorum, olduğun ora ve olmak zorunda olduğum bura dışında....

Rutin Randevular Gazeli

dilim kırılmış doktor hanım doktore mi deseydim dilim kırılmış buna bir isim bul sadece isim bul bana tedavi istemiyorum adımı kendi dolaylarına yazmıyor bir kadın sesim bile yamacımda durmuyor bir bakıyorum neredeyim bir bakıyorum niyetlerim nerede gölgelerim gitmiş koynumda yılgın aminlerle uyanmışım evet bir değil, -ler kendimi ihtimallerimden aforoz ediyorum gidiyorum bir sürü köşe başları ellerimi uzatıyor bana parmaklarım onlarda ne geziyor söylesene doktor hanım doktore hanım ya da doktor söylesene parmaklarım neden benimle birlikte suya inmiyor o neden boynuna n/akletmiyor beni dişimi neden dişinde emzirmiyor biliyor musun bilmiyor musun biliyor muyum mu yok hayır ben de bilmiyorum ama o biliyormuş gibi konuşmuştu uykularımı sterilize etmem gerekiyormuş bu kadar değillememeliymişim kendimi falan bu mümkünsüz müdür sence bu nasıl oluyor var mı böyle bir vakan niye yok tamam sormuyorum sen de sorma artık kitaplarını karıştır hocalarını ara ter...