Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bir üç mevsim şiiri

I güney avlularda bir kambur taş meseliyim urgunum ardımda hevesler gizinden bütün rüzgârlar sesime seyyad kesiliyor ne vakit turna desem ne vakit el etsem uzaklarda kimse üzülmüyor oysa sanırdım ki el etmek ağrıtır bütün coğrafyalarda va hayf II nicedir kurtulunan bir hummayla aynı vurguda okunuyor gibi adım kaşif gemilerin doğaçlama demir atma marşlarında kuşanıp sevince uyanan çocuklarla sanki hiç karşılaşmadım sanki tarlasına tuz eken odisus misaliyim nicedir ben sankiyim nicedir III gece vardiyasından dönen uykulu bitap / kimi genç ve bekar / kimi ergen ve yorgun / kimi üniversite mezunu ve kaygılı kadınları da sayarsak / kimse bilmiyor neden ve nasıl bu kadar hırpalandığımı otobüs duraklarında bekleyenlere bakarken sabahları kimseler bilmiyor / niçin ve ne vakitten beri suretime kendi cönküne bakan ümmî bir ozan kadar yabancı kaldığımı balkonlardan döküldüğümü anlatamıyor tütün sarıyorum dünya beni kahrediyor IV kulağımda yaradılış öncesinde...

uzaktaki son'e

sonra alnımızda ufalanacak sesimizdeki küller ve değişecek kalbimizin rengi çekingen ve kırmızı bir doğum lekesiyle anılmaktan duyduğumuz utancı unutup çıkacağız yeni bir derinliğin merdivenlerini yanık ve kavruk bir sırt tadı olarak kalacak ağızlarımızda yaşamak sanısı bütün iyi niyetli şiirlerimizi unutacağız aniden ve kimse neden böyle yaptığımızı sormayacak adımlarımızda sade bir kırgınlıkla yürüyeceğiz fakat kimse sormayacak neden böyle kırgınız kendimize ve diğer şeylere anımsayamayacağız iyi bir müzik dinlerkenki saadetimizi ismini çok önceden sevdiğimiz bir kadınla tanışmak gibi mutluluklarımız olmayacak o vakit artık sonra bir ses duyulacak ve dönüşecek kalbimizin rengi bir uzun akşamüstü uykusundan uyanıp bakacağız ki meğer herkes bir başkasının gavuru herkes bir başkasına taşra bir bakacağız ki yine böceklere kalmış dünya Kaybolan Defterler/zine Dergisi 4. Sayı

suya tutunmak

ben o zamanlar şiirlere isim arıyordum henüz bilmiyordum o vakitler hiçbir atın yanlışlıkla koşmadığını ve insanın öyle kolay kolay kopamadığını anne karnından bilmiyordum dönülen ve varılanın aynı olmadığını yürünecekse yürünmeli derdim yollar için ve gümrah kabul ederdim bütün bekleyenleri beklemeyi ben bana râm bilirdim yaramdan içeri bakmak bile hatırıma düşmemişken hiç alay ederdim olmağının sızlamasına insanların sigara söndürdüğüm avuçlarımı övünçle sunarken ilk sevgilime nadan ve cüretkâr yabansı ve sertti sesim sesimi ben bana ait bilirdim korkmadan, şah damarımda bir sonsuzluk rahatlığıyla uyur uyanırdım saçlarımda tarazlanan kavruk ikindileri o vakitler rüyalarımı ben bana dair bilirdim dilimde koçak ve müselles balatlar ve yumruklarımla kendimi müsellah sayarak nasılsa hep bütün kalacağımı sanarak umurdan ve tereddütten bihaber koşardım benim olan olmayan bütün kavgalara kendimi ben bana müzâhir bilirdim nasılsa gidilir ve nasılsa dönülür san...