Kayıtlar

Ağustos, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sustuğundaki Sular

sonra sen susunca atlar geçiyor sulardan bir yaz temmuzda duruyor saatler kalıyor avuçlarımda ayaklarımın önünde taşlar birikiyor -beklemek diyorum beni yok yere dövüyor- maruz kaldığım her sükûnda kırgınlıklarımdan vuruyorlar beni evirip çevirip bir kuytuya atıyor beni dünya ezip ezip üzerimden uçuyor kuşlar konuş diyorum anlat saçlarında milyon kere öldüğümü zaten zaten bu dövmeler beni adam etmez bu bırakmalar beni delirtmez bu kanatlar beni incitmez anlat sen susunca incinirim ancak anlat diyorum yoksa bilmeyecekler: sen susunca saçlarım ağarır en genç çağım demeden ellerim şakağımda diken diken durduğum dört oda bakıp bakıp anlamadığım iki duvarla ağarır ve ağrırım sakalımdan sustuğun her yerde atlar geçiyor sulardan. söyle dursunlar söyle dursunlar! söyle dinsin artık bu sular.

Yüzünün Gecikmiş Tarifi

sen orada uyurken benden rüyasız burada ilk rüzgâr nefesinden soluyor buhar ve topraktan sana inanan bir koku seni anımsatan bir sessizlik doğuyor sen orada öylece dağıtmışken saçlarını umarsız benim burada sana çalan bir şiirim daha oluyor sormuştun da söyleyememiştim: gecikmiş bir sabaha benziyordu yüzün şimdi burada uyanmışlığım bundan sersemliğim bundan.

Unutulmuşken Bile

uyuyayım ben o zaman uyuyayım kendi kendime korlanırım bana yakışan dayanmaktır diyen yerlerimi taşıyacağıma gider bir rüyada oyalanırım rüyamda gider o çocuk olarak o en çok güldüğüm yerde, tek laf etmem ağlarım ağlarken hiç ses etmez babası gaddar çocuklar hem horlamam da ben, horlanırım ustalıkla saklarım sesimin kırgın tonlarını yanağımın üzgün çizgilerini bir gülüşe bağlar, o en çok konuşulacak yerde hiç ses etmem susarım üzülürken hiç ses etmez babası gür sesli çocuklar diyeceksin ki, deme! uyuyunca da unutulmuyor biliyorum ama en azından hatırlamam umutsuzken de hiç ses etmez babası baba gibi çocuklar umutsuzken, unutmaya çalışırken, unutulmuşken bile.