Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

daha

istedim ki bileyim daha kaç kıtaya ayrılacak ömrüm akşamüstleri kandığım şu dünyaya bileyim kaç sabahı daha yırtacağım burnumun diki umrumun tavıyla her sabah yeniden garipsiyorum sesimi saçlarım sanki yeniden ve tuhaf geç kalmış gibi uyanıyorum her sabah uykularımı yıkıyorum anlamadığım sularla hezeyanlarımı topluyorum duvarlardan alıştım sorun değil ama bileyim daha ne kadar rüya saklayacağım artık sanmadığım ortayaşımdaki kızıma bilirsin sakalım bile inanmaz bana sen daha neyime güveniyorsun da bekliyorsun ki rabbim benden olan ellerim bile sevmez beni omurundanım, ellerimden çok mu cömertsin bütün münkünlerimin göğsüne bir usain bolt çizmişsin ne zaman meyledecek olsam depar! sanki bilmezmişsin gibi döktüğün bu yüzü de koş diyorsun bana koş vardığındır senin vardığın sensin anlıyorum belki ama yoruldum ve kabullendim sen de itiraf et artık rabbim: bu alnımda benim yetişememek var ben daha nasıl takılayım peşine kendimin

436

Nedense bir anda aklıma gelen ve yazmadığım için daha sonra hatırlayamadığım dizelerin, yazdıklarımdan çok daha iyi olduklarını düşündüm her zaman. Ve bu pişmanlık benzeri ruh hali canımı çok sıktı. Ne olduklarını bile hatırlamıyorum, ne anlattıklarını bile bilmiyorum ama iyi olduklarından emin olabiliyorum ve yaslarını tutabiliyorum. Üstelik bu davranışın iyi veya kötü olduğuna dair hiçbir karara da varamıyorum. Bir ara baktım böyle olmuyor, ışığı söndürmüş ve geceyi kapatmışken bile yatakta aklıma aniden geliveren dizeleri hiç üşenmeden yataktan fırlayıp deli gibi yazmaya koyuldum artık. Ama birkaç dize sonra devamı gelmiyordu onların da. Tıkanıyordum ve bezginlikle yatağıma dönüyordum. Çok rezil bir duyguydu. Artık gelenleri umursamayıp uyumaya çalışıyordum. Belki de hiç olmamaları gerekiyordu ve ben bunu anlayamıyordum. -Bir şeyler değişmiş sanırım. -Hiçbir şey eskisi gibi değil. -... Ne zaman bir giden olsa, o en iyisi oluyor hep. Onu iyi yapan gitmiş olması sanırım. Ben...

hırkaralamalar 0843

sesimin yetmediği bir dünyaya şiir okuma ahmaklığındayım.

hırkaralamalar 0842

herkes kırgın biraz selamlaşmaktan korkuyoruz

hırkaralamalar 0841

hep böyle uzun kırmızı hep böyle çoktan seçmeli bakıyorsun ya sen; güne nereden başlayacağımı şaşırıyorum

hırkaralamalar 0840

beni, kapı eşiklerine oturan yaşlı kadınların gözlerindeki hüznün yanına yazın.

hırkaralamalar 0839

yalnızlığa ortalama bir nar bile böyle ne kadar da çok...

hırkaralamalar 0838

haydi sıran geldi deyip dünyaya attılar beni cennette yarım kaldı şarabım

hırkaralamalar 0837

yardımlarınızı fotoğraflamadığınız gün sizi sevebilirim. yani belki.

hırkaralamalar 0836

keşke daha erken doğsaymışım nilgün'ü bulur, onu kendime aşık ederdim yapardım bunu yerkürenin bütün arka bahçelerini dolaşıp kuş koyardım geçeceği yollara

hırkaralamalar 0835

umarım cennette büyüklerin erişemeyeceği bir yere konuyordur çocuklar.

hırkaralamalar 0834

kıvırcık saçlı kadınlar cennete gitsin.

hırkaralamalar 0833

bu böyledir: yazar ve şair olmak hakkındaki her şeyi yazar ve şair olmayanlar bilir.

hırkaralamalar 0832

bu yaşımda bile çok seviyorum bebe bisküvisini devlet beni kahretsin

hırkaralamalar 0831

denizin büyük ve küçük olmasının bir önemi yok boğulacaksan sevdiğin bir denizde boğul

hırkaralamalar 0830

Dün, Fuzûli boylarında yaşlı bir adam, evli olup olmadığımı sordu. "Değilim dayı." dedim. "Peki." dedi ve ekledi: "Çölde kimsen var mı?" Anlamadım tabii. "Çöl..." dedim kendi kendime. "Kimsem..." "Var mı?" Bildiğim kadarıyla yoktu. Hatta coğrafya bilgilerime göre yakınlarda çöl bile yoktu. Anlamaya çalışırken birden Leyla dank etti kafama. Tabi ya, dedim, Leyla... Leyla çöldeydi. Herkesin Leyla'sı kendi çölündeydi. Leyla olan çöldeydi. Teşbih, istifham, telmih ve daha belki farkına varamadığım birçok söz sanatını kısacık bir cümlede ve üstelik çok büyük bir ustalıkla kullanmıştı adam. Böylesine bir edebîlik ve ince zekâ... Günlük konuşmada şiirle bu kadar hemhâl olan eskiler ve alabildiğine sığ olan yeni nesil, bizler... Bütün bunları düşünüp aval aval bakarken, adam ne düşündüğümü biliyor olmanın verdiği vakurlukla güldü. "Kendim çöl olmuşum zaten dayı, neme lâzım Leyla..." dedim, şiir davetine icâzet...

hırkaralamalar 0829

en iyi tiradımı unuttum görünürde suflör yok üstelik susuyorum olmuyor bir şeyler uydursam olmayacak

hırkaralamalar 0828

kapıyı unutmadığın sürece içeride sayılmazsın.

hırkaralamalar 0827

samimiyetin muhabbeti tek ve bâkidir. zaman sadece konuları değiştirir.

hırkaralamalar 0826

günde üç öğün yemek yeme alışkanlığı, insanlığın en büyük ahlâkî sapkınlıklarından biridir.

hırkaralamalar 0825

bir çiçeği diğerlerinden daha çok sevmedim hiç ama sesin için papatyalar biriktireceğim

hırkaralamalar 0824

birgün seninle mandalina yiyip meydan larousse okuruz belki.

hırkaralamalar 0823

atlar ki dünyanın süsüdür.

hırkaralamalar 0822

yirmi dört yıldır aynı sabaha uyanıyorum

hırkaralamalar 0821

babası serap'ı sevmiyorsa bu şairlerin suçu

hırkaralamalar 0820

Bu ülkede zamana ve bütün sosyo-kültürel değişim-dönüşümlere rağmen, varlığını ve hatta cazipliğini koruyabilen ender şeylerden üçü; makarna, yumurta ve tavuk dönerdir. (Tavuk döner sizin için eskimiş bir gündem maddesi olsa da, biz proleterler için daima gündemde ve soğanlıdır.) Şöyle ki efenim; bir zamanlar fabrikada çalışırken kahvaltıda hergün yumurta, öğle yemeğinde ise hergün olmasa bile iki günde bir muhakkak makarna yeme şerefine nail olurduk. İşten çıktıktan sonra ise genellikle eve gitmeyip kirvemle dışarıda gezeceksek bir yerde tavuk döner yer, onun bekar evine gidip kızlardan bahsedip sigara içeceksek de alır götürür orada yerdik. Bir süre böyleydi. Sonra inşaatta çalışırken sabah kahvaltıda yumurta, öğle yemeğinde ise tabii ki tavuk döner tükettik. Birkaç yıl böyleydi. Sonra sonra hayatımda birtakım değişiklikler yapmak üzere aldığım radikal bir karar neticesinde üniversitede öğrenci olarak buldum kendimi. İyi güzel de ulan, bi baktım ki adım dışında hemen her şey de...

hırkaralamalar 0819

ölün o metropollerde. güneşli bir güz günü urfa - diyarbakır otobanında rengarenk fistanlarıyla halay çeken kürt kadınları görmediniz.

hırkaralamalar 0818

teninde her akşam saat dokuz olacaktır ben olmasam bile

hırkaralamalar 0817

varlığımız dünyaya faullü hareket osman.

hırkaralamalar 0816

bazen yola çıkasın gelir, niye bilmem çıkmazsın o ayrı mesele hiç olmamış bir trenin soğuk bir vagonunda kulağında ağıt kokan bir ezgiyle uzun bir ovaya bakarken bulursun kendini okul çantanı avluda fırlatıp top oynamaya koşarken ya da nitekim aynı ağrı hiçbir yere gittiğimiz yok genelde kalmaktan yanayız zaman geçiyor özlüyoruz en sıradan ve alakasız olay yer ve kahramanları bile zaman geçtikçe daha çok özlüyoruz

hırkaralamalar 0815

bir yerlerden hava alıyor hayatımız fakat bulamıyoruz nereden bir bulabilsek sönecek efkârımız körüklenmeyecek belki böyle her sabah yeniden

hırkaralamalar 0814

beni övmeyen insanları sevmek zorunda değilim.

hırkaralamalar 0813

yusuf ve kuyu tali olandı asıl mesele yakup

hırkaralamalar 0812

ellerin bir masada nasıl durur merak ediyorum

hırkaralamalar 0811

herkes hırka giymez ki osman, herkesin çocukluğu üşümez ceketinin iç cebinde

anlatmadılar

sıra sana gelince önündekini ikra dedi imam ikra kim önümde ensesi kalın bir çocuk sıra bana geldi kalın bir enseye ince ince baktım kovuldum yarıştırdılar umrumda mı kim kazandı ben önümde ense olmasına alıştım düşecek birgün bütün çocuklar biliyordum düştü ensesi kalın çocuk ben unutuldum unutuluyordum hep ve hiçbir şey değişmiyordu belirgin o yıllardaydık babam işi gücü bırakmış tütün sarıyordu annem teknolojiye hayret etmiyordu artık şiire koyuldum bulutlardan balık yapmayı öğrendim önce sonra karıncalarla meydan savaşı güvercinlere isimler verdim ağaçlara hikayeler arabayı satıp at alacaktık bir de babam kanmadı kendime yetmeye at oldum gözümü kapadım bütün alınamayacaklara koştum gözümü kapadım ve koştum ki o kadar hırsla baktım önümde ne ense kalmış ne çocuk durdum önde olamam ben dedim korkmaktan falan değil olamam hemen ilk fırsatta önüme kendimden bir siyah kazıdım maksat dedim kimse yoksa bile bari önümde ben olsun, ben artta olayım maksat...

Hırkaralamalar 0810

çenene yakışan elma hâli ve dilinin doğurganlığındaki şiir mesela: senden uzak bir çöl giydirir omuzlarıma olduğun kadınlardaki hüzün denizliğindeki durgun edâ ve dahi gamzendeki uzun uzun bakmak fiili: oralarda şad kılar seni beni onulmaz buralarda

Hırkaralamalar 0809

kıvırcık saçlı şiiri ve atları seven suya inanan hüzünlü bir kadın doğacak o vakit ben çoktan ölmüş olacağım

Sustuğundaki Sular

sonra sen susunca atlar geçiyor sulardan bir yaz temmuzda duruyor saatler kalıyor avuçlarımda ayaklarımın önünde taşlar birikiyor -beklemek diyorum beni yok yere dövüyor- maruz kaldığım her sükûnda kırgınlıklarımdan vuruyorlar beni evirip çevirip bir kuytuya atıyor beni dünya ezip ezip üzerimden uçuyor kuşlar konuş diyorum anlat saçlarında milyon kere öldüğümü zaten zaten bu dövmeler beni adam etmez bu bırakmalar beni delirtmez bu kanatlar beni incitmez anlat sen susunca incinirim ancak anlat diyorum yoksa bilmeyecekler: sen susunca saçlarım ağarır en genç çağım demeden ellerim şakağımda diken diken durduğum dört oda bakıp bakıp anlamadığım iki duvarla ağarır ve ağrırım sakalımdan sustuğun her yerde atlar geçiyor sulardan. söyle dursunlar söyle dursunlar! söyle dinsin artık bu sular.

Yüzünün Gecikmiş Tarifi

sen orada uyurken benden rüyasız burada ilk rüzgâr nefesinden soluyor buhar ve topraktan sana inanan bir koku seni anımsatan bir sessizlik doğuyor sen orada öylece dağıtmışken saçlarını umarsız benim burada sana çalan bir şiirim daha oluyor sormuştun da söyleyememiştim: gecikmiş bir sabaha benziyordu yüzün şimdi burada uyanmışlığım bundan sersemliğim bundan.

Unutulmuşken Bile

uyuyayım ben o zaman uyuyayım kendi kendime korlanırım bana yakışan dayanmaktır diyen yerlerimi taşıyacağıma gider bir rüyada oyalanırım rüyamda gider o çocuk olarak o en çok güldüğüm yerde, tek laf etmem ağlarım ağlarken hiç ses etmez babası gaddar çocuklar hem horlamam da ben, horlanırım ustalıkla saklarım sesimin kırgın tonlarını yanağımın üzgün çizgilerini bir gülüşe bağlar, o en çok konuşulacak yerde hiç ses etmem susarım üzülürken hiç ses etmez babası gür sesli çocuklar diyeceksin ki, deme! uyuyunca da unutulmuyor biliyorum ama en azından hatırlamam umutsuzken de hiç ses etmez babası baba gibi çocuklar umutsuzken, unutmaya çalışırken, unutulmuşken bile.

Birkaç Gün Şiiri

-günlerdir ensemde bir fille geziyorum lâhavle ile yâ xwedê ellerim koynumda üstelik hiç kızmıyorum öğreniyorum nedir inat ve sebat güç ve karar bakmak istemediğim yerler ısrarla önümden geçiyor konuşmak istemediklerimden randevular duymak istemediklerimden şarkılar alıyorum öğreniyorum nedir karşı olmak yalnız olamamak ve yanlış yazılmak -günlerdir ensemde bir itiraz taşıyorum çünkü diyorum yere bakan bir at yere bakıyordur ağır bir gergedan ağırdır, küçük bir ağaç küçük benim ilk sıfatım ne ve neye yarıyorum öğrenemiyorum nedir yetişmek beklemek ve kadar -bir ömürdür yüzüme sabahları bakıştıracak bir dil arıyorum

Neresindeyim Yaşamın

Uzağım Nereye Kime Neye Ve niye uzak olduğumu bilmeden Kaldırım taşlarını Güvercinleri El ele dolaşan çiftleri Yoldan geçen arabaları Merdiven basamaklarını saymaktan Yanımdan geçenlerin parfüm kokularını ayırt etmeye çalışmaktan yoruldum. (insanların uzağındayım.) Derdimi bilmemekten Kimseyi anlamamaktan Kendimi anlatamamaktan Sevememekten Sevilmeyi becerememekten Nasıl mutlu olabileceğimi öğrenememekten yoruldum. (kendimin uzağındayım.) Bir yere ait olamamaktan Hiçbir yere gidememekten Beklemeye tahammül edememekten Kimseye yetişememekten Mesafeleri kabullenememekten Hangi yöne koşacağıma karar veremeden bütün kavşaklarda öylece kalmaktan Hiçbir yerde olmamaktan yoruldum. (uzaklığın da uzağındayım.)

Hırkaralamalar 0808

bana edebiyatı övmenize gerek yok hanımefendi gözleriniz bir romandan çok daha güzel hem zaten bir bakışı anlatabilmek için değil midir bütün şiirler

Hırkaralamalar 0807

tam olarak sevmiyorum demedi belki de daha fazla kırmak istememiştir ama olsun. yine de sevmiyorum demedi. istemiyorum dedi sadece. seni değil, herhangi birini istemiyorum dedi. sadece bunu dedi. bir ara tipim değilsin gibisinden bir şeyler de söylemişti ama o zaman sinirliymiş. ondan öyle demiş. ben sadece olacağına inanmıyorum, o yüzden bir şans da vermek istemiyorum dedi. sonunda zamanın boşa gidecek ve üzüleceksin dedi. yani anlayacağın; seviyorum demedi ama sevmiyorum da demedi. ilk karşılaştığımızda uzun uzun bakmıştı yüzüme.

Üç Defa Yalnız

üç defa bunaldım üç kadını aradım bugün ilkini özlemiştim herhangi bir şey soracaktım son defa, açmadı. -uğraşmak istemedi anlaşılan. ikincisinin doğum günüydü kutlayacaktım, açmadı. -ihtiyacı yokmuş anlaşılan. üçüncüsü numarasını vermişti birkaç yıl önce ilk defa konuşacaktık, açmadı. -unuttu anlaşılan. annemin telefonu olsaydı annemi arayacaktım anne diyecektim, anne kimse beni sevmiyor. -anne neden kimse beni sevmiyor? birazdan rüstem'i arayacağım dışarıda birer "olaret" içeriz. -onu da kimse sevmiyor.

Sabrı Noksan Bir Serçeye Ağıt

hiç fırsat vermedin ki sana neler anlatacaktım serçelerin yazları neden ağladığını ve neden ağlayamadığımı anlatacaktım dinlemedin başımın ağrısı seyrelse yüzüne bakacaktım çok çok manidar bakacaktım beklemedin çocukluğumun yanıtsız kalan bütün sorularını andırıyordu gözlerin şimdi sayamam belki ama bir bir soracaktım sana hepsini sabretmedin tek tük ağaran saçlarımı seçtirecektim parmaklarına kokun hangi sese benzer sesin kaç renge bürünür gün içinde ve neler düşünürsün uyumadan önce neleri hatırlar ve özlersin en çok kime neye kızarsın niye bilecektim yüzünün coğrafyasını ilmedip saçlarına isimler verecek, hepsini tek tek ezberleyecektim izin vermedin hevesini yedeğine almış bir bekleyişim şimdi, yerini yadırgayan bir pencereyim bahçesinde olmadığın bir evin. ardıma güneş getirecek olsalar bile benim artık kimseye açılacak halim mi var...

Zerya

Resim
Sen işte en çok o zaman güzeldin Zerya Hiç kimsenin bizi görmediği Hiç kimsenin sesini duymadığımız zamanlar Bir köşeye çekilmiş ağlarken de güzeldin Hep güzeldin benimleyken Zerya seviyorum seni inan Ama bilmiyorsun Ben ne kadar sevsem de seni Bunlar bizi sevmiyorlar Bize düşman bunlar Korkuyorum, artık gördüler bizi Bizi her yerde vuracaklar Her yerde vuracaklar bizi Önce izleyecek alkış tutacaklar Sonra biliyorum ben onları Zerya kanma sen Bizi bizden çok kıracaklar Bizi her yerde kıracaklar Bizi aşağılayacak Seni üzecekler Ayıracaklar bizi diyorum anlıyor musun Bizi diyorum Zerya! Sen - ben yapacaklar. Gidelim ne olur... Okyanus olalım mesela Sen hep güzel kal.

Kendinde Bir Yer Ayır Bana

şu sıralar sadece uyurken değil yaşarken de seviyorum karanlığı garip susmalar biriktiriyorum günlerime yorgan yorgan oda oda. yazdıklarımınsa bir anlamı yok, biliyorum neye yarar ki sana yaz(a)madıktan sonra. kendinde bir yer ayırmalısın artık karanlığında bir adres vermelisin bana ki yazabileyim, yazmazsam olmayacak çünki. sen de bilmezsen kimse anlamayacak bu derdimi. sormayacaksın biliyorum ama gündüzleri evden çıkamıyorum mesela bir tek sabah oluyor, akşam oluyor sabah oluyor, akşam oluyor erken uyandığım zamanlar öğle ve ikindi de oluyor gün boyu vakit dövüyorum halı ilmeklerinde her defasında ilkmiş gibi okuyorum duvardaki sararmış gazete küpürlerini odalararası seyahatlere çıkıyorum bazen. tıkandığım sesler oluyor kimi zaman unuttuğum yerlerim çoğalıyor kafamı da bir yerlerde unutmak istiyorum, ama olmuyor. gereksiz farkındalıklarda buluyorum kendimi. geceleri desen, korkuyorum sokak lambaları altında çoğalan gölgelerimden neredesiniz eeeey bütün...

Kırışık Şiir

Resim
kısık sesli şarkılar serpiştirdim kırışığına günlerimin oradan oraya dönmedi boyuna durdu sesim ve enine boyuna kaygılı huyuna suyuna kaygılıydım her şeyin olmadı olacaksa olur dediğim hiçbir şey olmasını istediğim hiçbir şey olmadı olmamasını istediğim hiçbir şey de olmadı hiçbir şey olmadı kısacası -tekrarlayıp durdum sadece tekrarlayıp durdum çünkü unutmak istemedim yine de bazı isimleri birtakım düşleri kimi yüzleri birkaç gideni çoğunlukla da gelmeyenleri ben zaten bir unutmak istememeyi sevdim bir de hiç gelmeyenleri en çok da gelmeyenleri -şimdi günlerimin kırışığında izdir her biri

Yalnızlık

Gece yarıları mutfakta bir paket sigara ziftlenmektir yalnızlık. Karıncalar gibi evlerinden çıkmaya başlarken insanlar Dolarken sokaklar ayak ve motor sesleriyle Hâlâ balkonda olduğunu fark edip Elinde tuttuğun soğumuş çay bardağını usulca bir kenara bırakmaktır yalnızlık. Yıllarca oturduğu evin tavanındaki çatlakları ilk defa görmesidir insanın. Unuttuğu türküleri bir bir hatırlamak Hatıra defterlerini karıştırmak Bütün fotoğraflara teker teker bakmak Kendi yaşını hesaplamaktır yalnızlık. Kendi dişlerinin gıcırtısından kulaklarının patlamasıdır insanın. Kendi rüyasının delaletini kendisine anlatan bir adamın oynadığı oyun Gelenlerini gidenleriyle kıyaslamaya zorlayan bir densizliktir yalnızlık. Kalabalıkları abartılı bulmak, kızmak onlara İçten içe imrenirken de kendini kandırmak... Çocukları kıskanmaktır yalnızlık yaşlılara acımak... En dar zamanlara en geniş düşleri sığdırabilmektir yalnızlık. Gökyüzünün aslında o kadar da uzak olmadığının farkına varmak Cadde...

Şiir

Kim bilebilir ki uyurken dişlerimi kırasıya sıktığımı Ben bile emin olamamışken daha Ama sen bil istedim gördüğüm rüyaları bile Kimse fark etmese de umurumda değil Ama sen anla istedim, yağmurları fırsat bilip ağladığımı...

Çün Ben Eskiden

Telaşlı sular kaçıyor avuçlarımdan ben eskidikçe Kursağımda boğuluyor sevinçlerim Ve dudaklarımı değdirdiğim bütün kadınlar ölüyor Çocuklar ölüyor Kötü adamlar yaşarken Güvercinler ölmez sanırdım oysaki Onlar da ölüyormuş gördüm gagalarında barışı taşırken Merakımın bir parçasını verdim her birine Göçer kırlangıçların Çün ben büsbütündüm küçükken! Bir keresinde mutlu olmuştum Gelip anneme anlattım o da mutlu oldu Sonra geçti unuttuk Hayat boktan olduğu için annemi üzmeyi severdi Ağlardı annem O da geçiyor sanırdım Ama geçmezdi Ben de çok üzüldümse de hiç anlatmadım ona ve kimseye Şu rüzgâra verdiğim kuru yapraklar da bu yüzden Çün ben yemyeşildim çocukken!

Keşke Gelmeseydin

Hani demiştin ya, gelmeyecektin Geldin işte bir haziran akşamında Bak kırlangıçlar da gelmiş Ama gidecekler bir sarı sabahta Çünkü mevsimlik olur kırlangıçların Aşkları da yuvaları da... Geldin işte bir haziran akşamında Yağmurlar hâlâ direniyordu ıslatmaya Hırçınlığından dem vururken rüzgâr Araladın kapımı bir tufan edasında Daha toparlayamamışken yıkıntılarını Son gidişinin Geldin işte yeni yıkımlara Daha gittiğin baharın Solduramamışken yeşillerini avuçlarımda Geldin işte zamansız hasatlara Oysa gelmeyecektin, bakmayacaktın ardına Unutacaktın beni Öyle demiştin Son gittiğin baharın sabahı Avuçlarımda yeşillerle bırakırken ardında Uzaklaştın, uzadın sokaklara Bilmiyordun, aslında her gidişin yol alışındı bana Daha bir bende oluyordun Kaçırırken kendini uzaklara... İnan istemedim gelmeni, beklemedim Sana adadığım yeşilleri Kurutacaktım yeni yazlara Bıraktığın yerde dilimde şiirlerle Büyütecektim seni Çoğalacak kalabalıkla...

De'lice

                                      "ez qurbana birîna te bim." değil mi ki de'lice öldürülüyor mazlumlar değil mi ki kandır akan yine değil mi ki durmuyor gaddar kadar gaddar zalim kadar zalim olan dinmiyor öfkesi, dinmiyor kan niye? lice'de kalbinin ortasında dünyanın gözünün önünde değil gözünün içinde allah'ın, bin yıllık bir dövülmüşlüğün pıhtılaşmaya fırsat bulamamış kanıdır bu. kandır akıyor. kan'dır kanı'dır kanı'nın kan'ıdır. ve fakat, tanınmamış, akmaktadır. şimdi dem midir bu, delice öldürüyor insan insanı. lice'de öldürüyor insan insanı. ve tanrı çekilmiş midir dersin hem doğuruyor hem öldürüyorsa insan, insanı.

Cüzzam

anlamına kızgın her şeye kırgınım yıllardır, usanmış eğri büğrü alnımla. bu mu diyorum, değil diyorlar her defasında. olmayacak olan her şeyin bilincinde ve olabilmenin çok düşük ihtimali dahilinde koşuyorum bir çerçeveden ötekine. olur mu diyorum, olmayabilir diyorlar. herkese kızdığımdan beri en çok kendime küsüm en çok kendime öteki. koşmaktan çok poz veren atlar da tanıyorum susmaktan çok konuşan insanlar da. ne zaman olsun diye fısıldasam, olmaz diye bağırıyorlar. en fazla on sekiz parça olur bir cüzzam deyip, susuyorum her defasında.

Osman Bir Yoktur

insan insanın turşusudur osman kurdu veya yurdu değil bizzat turşusudur alıp kendine kendinde sakladığı tadına bak(a)madığı hiçbir zaman hani bir taş atarsın da havada durur durur öylece, bir kuş kanat vurur vurur öylece, rüzgâr en acı sesinde kurur kurur toprağın en acı yavrusu sudur sudur, su durur gençliğim kudurur gençliğim ömrümde en onulmaz urdur gençliğim ömrümde havadaki bir taş gibi durur osman bir taş gibi osman, bir taş havada nasıl durur?

Salı Günleri Şiirleri

biz seninle karşılaşalım diye haftaya konmuş salı günleri I ben seni bir fakülte dağılımında yolda yürürken görsem yaklaşamam eşlik edemem adımlarına ayaklarım dolanır göğü seğirten ayak seslerini duyarım da dokunamam seslerine ağzının mavileri neşelendiren yüzüne bakamam yakından alır gider hevesimi bir otobüse yüklerim belki kalsındı der kader der buna rüstem ben inanmam fakat mesela ikinci durakta o otobüse binersen kadere inanasım gelir cebimde saklamak istesem de yediğim tırnaklarımı kitaplarını tutasım gelir tutamam nasıl olsa bir çekinmişliğim ben bu hayatta her salı günü hiç yolcusu olmayan bir otobüs durağı gibi böyle ardında kalırım böyle hep arta kalırım ben bir sonraki salı günü derim bir sonraki salı günü belki II ben seni bir kantinde otururken görsem varamam bir çay ısmarlayamam                                    sana söylemek istediklerim var ve bana alda...

Çağırın

Ben böyle adam olmam anladım Sayamıyorum ağrıyan yerlerimi Ben bu yaralarla uyuyamam Uyusam bile küf tutar rüyalarım Bir rüyada uyuyakalırım uyanamam Ben bu yaşta böyle kalırım Alnıma yerleşir tosladığım duvarlar Babamı çağırın bana biraz öğüt versin Babamı çağırın beni biraz dövsün Yollarım kayıyor gözlerimin önünden Beni hizaya götürsün. Eski bıçakları arar oldum nicedir Her akşam yarım yarım ölüyorum Ve masalım benden önce bitecek korkuyorum Bir isim bile veremiyorum kaybolduğum sokaklara Abim olsaydı Abim olsaydı yanımda bir isim bulurdu hemen, abimi çağırın Tutsun elimden yolumu açsın Ya da hiç olmadı bir yol bulur o biliyorum Nereye gideceğimi bilir Çağırın, çağırın beni götürsün Çocukluğumun merakı ellerinde hâlâ onun Ve nasılsın diye sormayın bana bilmiyorum Ensemde tanımadığım bir deprem var Göğsümde başka bir sızı Bir çelik soğukluğu ellerim Ellerimi üşüyorum Annemi çağırın! Annemi çağırın bana üzülsün Annemi çağırın üzerimi örtsün Ceketimin ...

KEMBER - II

Resim
        Adam verecek cevap bulamadı nedense. Halbuki az önce ona gitmesini söylediğinde gayet kararlıydı. Bunu sadece kendisini güçlü göstermek için yapmamıştı. Canını sıkıyordu bu tanımadığı kadın. Ama şimdi ise o cevabı veremiyordu. "Git." demesi gerektiğini düşünüyor ama bunu söylemiyordu. Ya da söyleyemiyordu. Başını önüne eğip yere dikti gözlerini. Halının üzerindeki çizgilere baktı anlamsızca. Hayatları şu çizgiler gibi dümdüz devam eden insanları anımsadı bir an. Onları anlamıyordu. Nasıl insanlardı bunlar? Galiba karşısında oturan bu kadın da onlardan biriydi. Bir zamanlar sansasyonel haberleriyle ün yapmış, hatta bir aralar dünyanın en prestijli gazetelerinde bile adları anılmış, memleketin en güzide insanları olmuş; fakat yıldızları söndükten sonra kendi evlerinin içinde bile ne olup bittiğinden haberdar olamayan gazetecilerin eskimiş tekniklerden bahsettikleri hiçbir konferansı kaçırmamış, muhtemelen bir öğrenci yurdunda yaşamış ve arkadaşları bahar şenlik...
Halay, Oralet ve Japon Balıkları

Halay, Oralet ve Japon Balıkları

Hiç mi kurdum yokmuş benim sizinkiler gibi Beni halayınıza dahil edebilecek bir sebebim bile yokmuş, kahretsin -Ama kurtlarınız ne kadar sevimliymiş hanımefendi Onları neden döktünüz- Ben neden cömert değilim ki sizler kadar Siz ne kadar da çok eğleniyorsunuz böyle güle oynaya Ne kadar çok mutlusunuz Nasıl bu kadar çoksunuz Nasıl beceriyorsunuz bu karmaşık dünyada böylesine tekdüze halay çekmeyi -Bir ara bana da öğretiniz- Ama önce açıklığa kavuşturalım bir şeyleri Ben burada balıklara insanın hafıza illetinden bahsetmeye çalışırken siz neden bu kadar hatırlıyorsunuz bir başkası olabilme geyretlerini ve neden önemsiyorsunuz gülebilmeyi bu kadar Veya ben neden bu kadar yokum mesela Hiçbir sorumu cevaplayamadıkları halde varken şu gerzek balıklar Ve böylesine doluşmuşken etrafıma bilmem kaç desibel insan sesi Biliyorum zor sorular bunlar ve sizin de vaktiniz yok Bence siz halayı bırakın ve bırakın bana da öğretmeyi Gelin hep birlikte bana tatmin ...

Yor(u)yorlu Zamanlar

Geceleri sabaha kadar boş boş oturuyorum Karşı apartmandaki amca da benim gibi boş boş oturmuyor O televizyon izliyor sabahlara kadar Ne izlediğini merak ediyorum bazen Ara sıra çatıdaki güvercinler uyanıyor, sıkıntıdan sanırım Dalaşıyorlar birbirlerine onlar da boş boş durmuyor Ayak tırnakları inletiyor çatıdaki çinkoyu Her biri sanki kafamın içinde dolaşıyor Yine de senin kadar değil, korkma. Farkındayım, -yorlu şiirleri çok yazar oldum Şimdilerde hiçbir şey yok halbuki Öyle avutuyor olabilir miyim kendimi acaba diye düşünüyorum Şimdi ben pek bir şeyler yaşamıyorum, pek yaşamıyorum ya hani Geçmişte yaşadıklarımı(zı) -yorlarla yazıyorum ki şimdi tekrar yaşıyormuş gibi olayım ki, sen de şimdi, neyse... Sen de geçmiştesin unuttum mu nedir O yüzden sen bunları okuma Kendime değil mahalleliye bile yazsam Ne fark eder sana yazmadıktan sonra Yok yok hiç surat asma Duvardaki suratına da dartlar yakışır zaten Ama daha öncesinde indireceğim onu, korkma. Valla indirece...

Hepimiz Tertemiziz

Resim
"bu dünya soğuyacak" demişti şair ve sanırım o gün hızla yaklaşıyor o gün geldiğinde kabarık cüzdanlarınızın arkanıza sürtünmesini hissetmeyeceksiniz o çok sevdiğiniz arabanızın yanından hızla koşarken ona bakmayacaksınız bile bütün hayatınız boyunca iyi birer birey oldunuz güya devlet için işiniz için patronunuz için ve de en başta kendiniz için ama bir gün olsun yüksek apartmanınızın hemen bitişiğindeki kulübede geceleri bağıran adamı duymadınız yaşlı kirli ve pasaklıydı çocuğuna kemik kaynatan annenin tanrı'ya isyanını işitmediniz yemeklerinizi çöp kovalarına umarsızca dökerken durup bir an olsun düşünmediniz ağır geldi size düşünmenin, vicdanın yükü ve sorumluluğu ama bilgisayarınızın başına oturduğunuzda her biriniz birer filozof birer doğruluk, iyilik abidesi kesildiniz bir gün gece yarısı kalkıp sırf deneyim olsun diye çöp konteynırı karıştırmadınız sıcaktı yatağınız ama taşa hayallerini anlatan o çocuğun üşüyen iliklerini hissetmediniz köpeklere...

Allah'a Mektuplar - I

Beni yalnız mı yazdın Allah'ım Beni yanlış mı yazdın yoksa. Yanlış mı yazdın beni Allah'ım Lütfen bir daha bak Unutma beni n'olur bir daha bak Bak çok ciddiyim Kırdığım kapıların haddi hesabı yok Artık o kapıya gelmek istiyorum O'nun hangi kapının ardında olduğunu bilmek istiyorum Ben yalnız ölmek istemiyorum Ben artık yanılmak istemiyorum. Gördün işte olmuyor Daha ne kadar yoracaksın beni O kadar kapı kapandı yüzüme Yüzüm ağrıyor, dokunuyor musun Bir o kadarı hiç açılmadı başımı eğip döndüm Hissediyor musun bak boynum ağrıyor Bir çoğu o değildi buyur edildikten sonra anladım çekip sıkıca kapadım çıkarken Seslerinden kulaklarım çınlıyor duyuyor musun Peki, peki orada mı yanıldım Yoksa onlardan birinin ardında mıydı o Hangi kapıyı zorlamalıydım Hangisini kapayıp da kaçmamalıydım Daha çok mu aramalıydım Yanıldım mı Allah'ım Söyler misin bana; Yanılırken de mi yanıldım. Daha kaç kapı kırmam gerekiyor Kaçından kovulmalıyım daha Şimdi ger...

Hırkaralamalar 0806

"Sen de mi Brütüs!"ten daha kötüsü: "Yine mi Brütüs!"tür.

Benim Böyle Neyim Var

Resim
Kollarımdan damarlar çekiliyor sanki                                ruhum süzülüyor sesimden Gözlerim olmayan bir şeylerin arayışında böyle aramak mı olur Çok iyi bildiğim bir duvara Hiç tanımıyormuşum gibi bakıyorum Saçlarımdan başlıyor Ayak tırnaklarıma kadar acıyorum                                      acıyorum                                          da Acımı dayandıracak bir sebep bulamıyorum Günahına gireceğim birileri gelmiyor aklıma Ve ben hep böyle Ben böyle anlamayacaksam kendimi Gidip kendime yepyeni bir kendim almalıyım diyorum Ya da saklamalıyım kendimi                                   ...

KEMBER - I

Resim
- Orada ne yapıyordun? - Çalışıyordum. - Hayır, onu sormuyorum. Sahnede ne yapıyordun? - Orada mı... Konuşuyordum. - O anlamda sormadım, niye konuşuyordun? - Neyi nasıl soracağını pek bilmiyorsun sanırım. Kesin gazetecisindir sen.        Şaşırdı kadın. Tahmin ettiğinden de daha tuhaftı bu adam. Yanılmamanın verdiği bir hoşluk ve daha fazlasına ulaşma arzusunun yarattığı sabırsızlıkla geçiştirmek istedi adamın bu tahminini. İnsan çoğu kez memnun olmadığı gerçekleri geçiştirmek ister. "Gerçek olmadığını ispatlayamasam da yoksayabilirim" politikası... - Her neyse işte... dedi geçiştirmenin ses tonuyla. Söylediğine göre orada çalışıyormuşsun, seni konuşman için oraya almadıkları ortada. Niye orada konuştun peki? - Öyle istedim. - Nasıl yani? - Basbaya... Konuşmak istedim sadece. - Tamam da, sen öyle her istediğini yapar mısın? - Keşke... - Hem sen sıradan bir konuşma yapmadın. Orada insanlara o kadar hakaret ettin. Hakaret etmek de bir istek miy...

Hırkaralamalar 0805

Resim
Hamarat bir anne kafamda bahar temizliği yapmış ve her şeyin yerini değiştirmiş sanki. Bir türlü bulamıyorum yüzüme ilk baktığın o saniyeyi.

Hırkaralamalar 0804

Haydi gel Balkonda oturup caddeden geçen arabaları sayarız Şuradan gidenler benim olsun Benim olanların bir fazlası senin

Saat Bilmem Kaç

Resim
Sana susmalar biriktiriyorum Şeffaf sedeften bir sessizlikte Vakitlerden katmerli bir yalnızlık Etrafıma bakıyorum Öylece bakıyorum Bir şeyler seni andırsın istiyorum Ama O kadar yoksun ki, Ancak bu kadar olur Ancak bu kadar olunmaz. Anlıyorum, bendeki bu sensizlik onulmaz.

Şehristan

Resim
Şehirler, Ah şu kalabalık yalnızlık kutuları Ah şu beton ve otomobil yığınları Bir düştük mü kollarına Göremiyoruz kuşları Çocukları ve Allah'ı

Salı Günü

Resim
bir kargaşadayım boğulsam tam da yeri sesimi kaybediyorum çoğu kez insan yığınları arasında pişmanlar, özverililer, yorgunlar ve ümitliler birer enkazdan ibaret kafalardaki gözler -beni sorma- bütün saatlerin itiş kakışı arasından seni gördüm sana baktım yine baktım sonra hep baktım yüzünü, konuşmanı, gülüşünü, yürüyüşünü, ellerini hatta esnemeni bile hatırlıyorum (bence kimse senin kadar güzel esneyemez) kan ki böylesine hatırlamak benim için hiç sıradan değil ben bazen nerede olduğumu bile unutuyorum sen benim için sıradan olamazsın seni buna inandırmak istiyorum sesim her defa gülüşünden dönsün istiyorum